Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’a elektriğe zammı sorulduğunda, ‘bakacağız’ demişti.

Baktılar demek ki.

Bakan Bey, boykot tartışmalarını da fırsat bildi, sessiz sedasız elektriğe yüzde 25 artış yapıldı!

Gerekçe şu, ‘elektrik üretim ve dağıtım maliyetlerinde yaşanan artış.’

Tüm ülke boykot tartışmalarına, 66 gün sonra sağlığa kavuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yüzünü görüp, gündeme gömülmüşken;  hepimizin kimyasını bozacak  elektrik müjdesiyle karşılaştık!

Maalesef,

Halktan, maaşlardan, geçim derdinden kopmuş bir enerji politikası var karşımızda. Elektrik faturası sadece sayısal bir belge değil artık; bir sessizlik anlaşması gibi.  

Asıl sıkıntı, dert halkın cebini hedef alan bu kararların sorgulanmadan kabullenilmesidir.

Asıl ses, faturada çıkmalı.

Asıl protesto, zamma karşı yapılmalı.

Çünkü elektrik temel ihtiyaçtır, ayrıcalık değil.

Elektrik zammı, girdi maliyetlerini tetikler, sonrası her şeye zam!

Hatırlatmak gerekirse,

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından dövizdeki tırmanışı engelleyebilmek için Merkez Bankası’nın 30 milyar dolar sattığı belirtiliyor. Kimin parasını sattı Mehmet Şimşek ve ekibi? Tabi ki, milletin parasını!

Şimdi maliyetlerdeki artış gerekçe gösterilerek, tepki gösteremeyen, göstermeyen vatandaşın sırtına bir kere daha yük bindiriliyor.

Elektrik zammının acılarını önümüzdeki aylarda daha iyi hissedeceğiz.

Mesela işsizlik artacak gülüm.  Sebebi şu, maliyetlerden şikayet eden işveren işçi çıkaracak!

Örnek vereyim, Bursa'daki Demirtaş Organize Sanayi'deki birçok fabrika, işçileri ücretli ve ücretsiz izni çıkarmış. 

Mahalleleri, sokakları mevcut iktidarın izniyle işgal edip, küçük esnafı yok eden üç harfli marketler, etiketleri daha sık değiştirecek.

Unutma Kamil,

Elektrik zammı, teknik bir oran değildir.

Bir basın bülteniyle geçiştirilecek, tabloya yazılıp geçilecek bir veri de değildir.

Elektrik zammı, bir ülkenin sofrasından, sobasından, çocuğunun odasından eksilendir.

Yüzde 25 dediler. Yani dört kişilik bir ailenin hayatından bir haftalık mutfak alışverişinin yok olmasıdır.

Kırmızı ete dar gelirlinin ulaşamamasıdır.

Kredi kartları ve tefeci bankaların bataklığında boğulmaktır.

Ama biz hala buna "güncelleme" diyoruz.

Bu bir ekonomik karar değil artık. Bu, sessiz bir yoksullaşma planı.

Yanı sıra, umudu karartmanın adı.

Bir tavsiye,

Alışveriş arabalarıyla marketlerde gördüğümüz kıymetli bakanlarımızı, korumasız, korunaksız, etrafındaki partililerden arınmış şekilde emeklilere, asgari ücretlilere, SGK ve vergi borçlarını ödeyemeyen esnafa, yaşadıkları sıkıntıları da sormayı akıl etseler ne kadar iyi olur.  Böylelikle, hayatın gerçeklerini tatmış olurlar.