Birkaç gündür güneşin iyiden iyiye yüzünü göstermesiyle artan sıcaklıklar doğadan insana doğru geçen tatlı bir neşe, ulvi bir huzur kaplıyor sanki ortalığı.
Baharın ilk günleriyle birlikte etrafı gelin gibi süsleyen çiçekler ve kuş sesleri insanların coşku ve kahkalarına karışıyor ve böylece yeni bir bahar öyküsü yazılıyor sözgelimi.
Ben en çok da gençlerin fıkırdaklığına, parkları bahçeleri dolduran şıkırdaklığına bayılıyorum. Nasıl da mutlular. Gözlerindeki ışıltıyı görebiliyorum. Kim bilir kışı bile görmeyecek ilk aşklarıyla el ele göz göze gezerken "Ah şu gençlik ne güzel şey" dedirtiyor insana.
Ya çocuklar onlarsız bahar olur mu? Minnak bedenlerinde taşıdıkları kocaman yürekleri, saflığın, doğallığın en güzel halleriyle onlar sadece bahar mevsiminin değil koca bir yaşam serüveninin en güzel hatıralarını nakşediyorlar caddelere sokaklara; bağlara bahçelere...
Bizim ülkenin insanını bu yüzden seviyorum kardeşim. Ne pandemi, ne zorlu hayat koşulları, sırtlardaki ağır yükler uzaklaştıramadı birbirimizden. Halen karşılıklı iki beşlik bozmayı, sarılıp, kucaklaşmayı pek seviyoruz.
Her şeye rağmen hayatımız sazla, sözle, eğlenceyle gır gır şamata. Çift şekerli bir toplumuz sizin anlayacağınız. Sırtımızı dayadığımız bütün duvarlar yıkılsa, tutunduğumuz bütün dallar kırılsa da ayakta kalmayı başarıyoruz.
Bu yüzden olsa gerek sevgili dostlar bahar en çok da bizim topluma yakışıyor.
Bana gelince...Etrafta ne kadar bahar coşkusu varsa şu sıralar bende de anlayamadığım bir kasvet var. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor.
Gece başımı yastığa koysam sabah uyanmak bilmiyorum. Güneş bir türlü ruhuma doğmuyor. Etrafa bol keseden dağıtılan neşe, huzur ve doyumsuz mutluluktan payıma 'Tıkandı Baba' kadar bile bir şey düşmüyor.
Aşık olsak bir parça mutlu olur muyuz diyorsun lakin aşk bize yıllardır uğramıyor. Adımızı sanımızı unuttu mübarek. Bazan soruyorum kendi kendime şu hayatta nasibimize yalnızlık mı düşecek? diye. En güzelini Cenab-ı Hakk bilir elbet.
Ne diyorduk? Sanki ayağıma görülmez prangalar bağlamışlar da bir kaç gündür bir yere kımıldayamayışım bu yüzden. Bugün nasıl olduysa bir gayret çıkabildim. Ruhumu ittire kaktıra dışarı atabildim.
Böyle zamanlarımda şehrin sokaklarında mahalle aralarında, ağaç gölgeleri, tarihi yapılar ve mezarlıklarda dolaşmak iyi geliyor. Tefekküre dalıp koca bir yaşamı sorgulamak elde avuçta ne kaldıysa teraziye koyup tartmak bir nebze olsun kendime getiriyor beni.
Ne de olsa insanız. Etten kemikten bir canız. Eğrisiyle, doğrusuyla, günahıyla sevabıyla bir ademiz. Madem geldik dünyaya, son nefes bedenden çıkana dek yaşamaktır gayemiz. İnsana sabırdan daha iyi bir yoldaş yoktur şu yaşam yolculuğunda. Sabrı yüklendin mi sırtına nice dikenli yollar, aşılmaz dağlar vız gelir tırıs gider sana. Hem sabır gönülsüz de değildir, isteyen gönülden isteyen herkese koşa koşa gider.
Velhasıl-ı Kelam, bendeniz şu satırları yazarken birkaç günlük sıkıntı, üzüntü, kederli ruh haline sabrımın ilk meyvesini bugün alıyorum gibi. İyiceyim bir miktar.
Size bir sır vereyim...40'lı yaşlara yaklaşıyoruz ya galiba biz de bir nebze yaşlılık psikolojisine kaptırdık kendimizi. Oysa çevredikiler hiç de göstermiyorsun derler. Lakin kafa kağıdı ayan beyan ortada birader.
Biz bugünkü sohbetimizi Melih Cevdet Anday'ın şu güzelim şiiriyle noktalayalım da kasveti kovalım ruhumuzdan:
Bayılırım şu düzenli dünyaya
Kışı yazı
Baharı güzü
Gecesi gündüzü sırayla.
Ağaçların kökü içerde
Bütün ağaçların kökü içerde
Dalların başı yukarda
İnsanların aklı başında
Bütün insanların aklı başında
Beş parmak yerli yerinde
Baş işaret orta yüzük serçe.
Diyelim kalksa da serçe
Orta parmağa doğru yürüse
Ne haddine!
Yahut akasyanın biri
Başını toprağa daldırdığı gibi
Bir gezintiye çıksa
Merhaba kestane, merhaba çam
Selâmün aleyküm, aleyküm selâm
Kimsin nesin nerelisin derken
Laf açılır mı bizim akasyanın kökünden
Bir uğultudur başlar rüzgârda
Kökü dışarda, kökü dışarda...
Yahut ne olur koca bir dağ
Baş aşağı gelsin...
Aman Allah göstermesin.
Bayılırım şu düzenli dünyaya
Altta ölüler
Üstte diriler
Gel keyfim gel!