Hayati Otyakmaz

Bursa'dan İnegöl'e doğru uzayan yolun üzerinde bir kağnı arabası gıcırtılarla ilerliyordu. Öküzlerin soluklanışı sıklaşırken, dönen tekerleklerden ince ve sarımsı bir toz, tüter gibi havadan eriyordu... 

- Yolu burada da kesmişler, diye yüksek sesle konuştu arabacı. Haydi bakalım. Allah yardımcımız olsun. Sonra, dudaklarında duâ kıpırtılarıyla ağır ağır düşman askerlerinin bulunduğu yere doğru arabayı sürdü. 

- Duuur!.. Dedi, düşman askerlerinden biri. Bir diğeri bozuk bir Türkçe ile aşağı inmesini emretti. İndi. Önce onun üzerini aradılar. Birkaç düşman askeri, silahlarını ona doğrultmuş ve çevresini sarmışlardı.

- Çuvallarda ne var?

- Buğday var. İnegöl'e götürüyorum. 

Buğday çuvallarından birini boşalttılar, diğerlerinin ağızlarını açtırıp içine kollarını soktular, diğerlerine şiş ve süngüler sokarak sözde kontrol ettiler. 

İyi bir zarar vermişlerdi akıllarınca... Artık yola devam edebileceğini söylediler. 

Arabacı hayvanlarını sürüp yola koyuldu. Dudakları yine kıpır kıpırdı. Yine duâ ediyordu... Aslında şükür ve senâlardı bu son dudak kıpırtıları... İnegöl'e vardı. Bir evin önünde durdu. Gıcırtılarla açtığı kapıdan bahçeye girdi. “Geldik Kâmil” dedi. 

Arabanın ortalarından bir çuval kımıldadı. Adam, bazı çuvalları kucaklayıp kenara çekti. Kımıldayan çuvalın ağzını açtı. İçinden çıkan on üç yaşlarındaki çocuk, uzun uzun gerindi. Soluk aldı derin derin...

- “Yol hiç bitmeyecek sandım Osman Dayı” dedi. 

Savaşın ortalarıydı. Topraklarımıza yerleşmek isteyen düşman, Bursa'yı ele geçirmişti. Aksu köyü civarına karargâhını kurmuştu. Keşif kolları ise tâ İnegöl'e kadar uzanmaktaydı. Kuş uçurtmuyor, haberleşmeyi kesinlikle engelliyordu. 

O gece Uludağ'ın yükseklerinde yoğun silah sesleri duyuldu. Ne olduğunu kimse bilmiyordu. Kim bilir kimleri kıstırmış, yine kimleri şehit etmişlerdi... Yarım saat sonra silah sesleri kesildi. Kâmil, çıt çıkarmadan sürünüyordu. Etrafı dinliyor, tekrar sürünmeye devam ediyordu. Koynunda mühürlü ve çok önemli bir mektup vardı. 

Bu gece bu mektup yerine ulaşmalıydı. Alacakaranlıkta arabacı Osman Dayı eve gelmiş:

-Kâmil, oğlum bütün yollar tutulmuş, kuş uçurtmuyorlarmış, demişti. 

Kâmil, onu dikkatle dinlemiş, hava iyice karardıktan sonra evden çıkmış ve Uludağ'a tırmanmaya başlamıştı. Gözünü dört açarak ilerliyor, en ufak bir tedbirsizlik yapmamaya çalışıyordu. Yine de bir tuzağa düşmüş fakat yakalanmasına ramak kala, burayı düşmandan iyi bildiği için kurtulmayı ve izini kaybettirmeyi başarmıştı... 

Şafak sökmeden dağı aşmış, dik kayalıkların arasında bekleyen atlı bir müfrezeye, yanında sakladığı mektubu teslim etmeyi de başarmıştı. Bu mektup, savaşın seyrini etkileyecek kadar çok önemliydi. Küçük bir kayanın tepesine çıktı. Derin bir “Ohhh” çekti. Ses çıkarmasın diye nallarına keçeler sarılmış atların arkalarında bıraktıkları toza dalıp gitti. Bir süre düşündü. İçi huzur ve mutluluk doluydu. Görevini yerine getirmişti ya... 

Kâmil, savaş boyunca bu görevi ve kendisine verilen başka görevleri de başarıyla yerine getirdi.. Çok kahramanlıklar gösterdi. Her defasında büyük tehlikeler atlattı... 

Türk Ordusu zaferi süngüsünün ucunda parlatarak topraklarımızı düşman kuvvetlerinden nihâyet temizlemişti... 

Türk Süvâri Kuvvetleri İnegöl'e giderken, yanlarında Küçük Kâmil de vardı. Askerlerimizi çılgınca alkışlayan, sevinç gözyaşları döken kalabalığın arasından biri çıktı. Bir yaşlı adam, çocuğu atın üzerinden kucağına aldı. Bağrına basıp koklarken:

- “Oğlum.. Oğlum”, diyordu. “Büyük hizmetler yaptın. Seninle iftihar ediyorum yavrum.” Küçük Kâmil mahcup mahcup: 

- “Yok baba, yapma baba, ben de her Müslüman Türk Çocuğu’nun yaptığını yaptım”, diyordu. Emekli Süvâri Subayı Süleyman Bey ve oğlu Kâmil sarmaş dolaştılar... Sonunda Millî Mücâdele kazanılmıştı. Kâmil, Bursa Işıklar Lisesi'ne, oradan da Harbiye'ye devam etti. Bir gün Harp Okulu'nda yapılan bir törenle göğsüne kırmızı şeritli bir madalya taktılar. Bu, onun yaptığı büyük hizmetlerin karşılığı olan “İSTİKLÂL MADALYASI” idi. 

Madalya takılırken, Kâmil dudaklarından çıkan mırıltıya mâni olamıyordu. Gözleri nemli ve mahcup bir halde: 

-“Ben hiç bir şeyi madalya için yapmamıştım ki...” diyordu. 

 

 


İstiklâl Madalyası

İstiklâl Madalyası

24.03.2026 10:09:00